| ||||||||||
| ||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
İTİBAR YÖNETİMİ19 Aralık 2008, 11:41 Başarı bir bütündür. İsminizi temiz tutun ki, başarı isminizi taçlandırsın. İsminizi temiz tutmak, belli değer yargılarını korumakla olur.İşbirliği yapacağınız insanları, birlikte çalışacağınız kişileri, ortaklarınızı seçerken dikkatli olun. Arkadaşlıklarınızı, dostluklarınızı iyi kurun. Çıkar uğruna, menfaat bekleyişi içinde, belli kolaylıklar ve imkânlardan yararlanmak hesabıyla, uygunsuz kişi ve gruplarla ilişkiye girmeyin.Önce aileniz ve yanınızda çalışanlar, sonra iş yaptıklarınız, nihayet çevreniz ve ünlendiğinizde de toplum size güvensin. Kişisel çıkar uğruna, geçici kazanç için kimseyi satmayın, fikirlerinizden, değer yargılarınızdan fedakârlık etmeyin. İnsanlar size güvensin." Sakıp SABANCI
İtibar, Arapça bir kelime olup saygı görme, değerli ve güvenilir olma durumu, saygınlık ve prestij anlamında kullanılmaktadır (TDK Türkçe Sözlük ) CSR ( Şirketlerin Sosyal Sorumlulukları) Magazine de bir zamanlar okuduğum bir makalede hoş bir paragraf vardı; “İtibarın değeri, ancak yitirildiği zaman anlaşılmaktadır. İtibarın tanımı yapılırken, çeşitli paydaş gruplarının örgüt hakkındaki kapsamlı düşüncelerinden bahsedilmektedir. Ortak itibar; örgütün marka değeri hakkında müşterilerin, yatırımcıların, çalışanların ve toplumun duygusal tepkileri (iyi-kötü, zayıf-güçlü) olarak ifade edilmektedir. İyi bir itibarın birçok yararı vardır. Bunlar arasında; fiyatların yönetilerek ürünlerin daha düşük fiyattan alınması, işe alınacak elemanların kolay ikna edilmesi, tecrübeli çalışanların ve bilinçli müşterilerin kazanılması, daha fazla gelir elde edilmesi, kriz durumlarında daha az riskle karşılaşılması, paydaşlar tarafından daha fazla tolere edilme gibi yararlar sayılabilir.”diyordu. Bilgi çağında, örgütlerin itibarı yalnızca maddi güçleriyle değil; çalışanların nitelikleri ve sahip oldukları entelektüel birikimleriyle belirlenmektedir. Bu nedenle piyasada faaliyet gösteren tüm örgütler, kendi itibarını güçlendirmeye çalışmalıdırlar. Bunalım dönemlerinde örgütler bazen pazar kaybına uğrayabilmektedirler. Herhangi bir kriz durumunda, örgütün yapısında meydana gelen çözülmeler, itibar zedelenmesine neden olabilir. Salim Kadıbeşegil “İtibar Yönetimi” kitabının da can alıcı tespitlerde bulunmuş; “Kriz ortamları, normal dönemlerde kurum itibarına yatırım yapan şirketlerin, bu yatırımlarının meyvelerini topladıkları ortamlardır. Çünkü, toplumun geniş kesimlerinden kurum itibarını etkileyen konularda göstermiş oldukları performans nedeniyle ‘avans almışlardır. Bu avansı, kriz döneminde tutarlı ve toplumun duyarlılıklarına paralel kararlarla yönetme becerisine sahip şirketler kriz sonrasında doğal olarak ciddi bir rekabet avantajı kazanacaklardır. Panik halinde yıllarca yatırım yaptıkları çalışanları ani bir kararla kapının önüne koyan yöneticiler kriz sonrasında bunun hesabını veremeyebilirler ve giden itibarı uzun yıllar geri getiremeyebilirler. Krizler, kurum itibarının ‘er’ meydanıdır. Bu meydanda temel öncelik ‘güven inşa’ etmektir. Çalışanları, tedarikçileri, müşterileri ve hissedarları/yatırımcıları başta olmak üzere şirketler tüm paydaşları karşısında kriz ortamını kısa vadeli değil, uzun vadeli stratejilerle yönetmeleri halinde başarılı olabileceklerdir.” Kuruluşlar itibarlarını nasıl koruyabilir ve geliştirebilir? Bu sorunun cevabı çok da basit değildir. Bunun çeşitli sebepleri vardır. İtibar anlayışı kişiden kişiye ve kuruluşların bulunduğu sektörlere göre değişebilmektedir. Kişilerin algıları önemli ölçüde farklılık gösterebilmektedir. Çok reklam veren bir kuruluş bazıları için itibarı yüksek görünebilir veya büyük plazalarda yer alan kuruluşlar itibarlı görülebilir. Önemli olan kuruluşların iç dinamikleri ve sundukları ürün ya da hizmettir. İtibar yönetimi, bilgi altyapısını kurumsal yönetişim ve sürdürülebilir kalkınma kavramlarının üst yönetimlerce yorumlanması ve karar verilen uygulamalarının geliştirilmesi ile sağlamaktadır. ARGE Danışmanlık’ın, 2003 yılında yayınladığı İtibar Yönetimi isimli kitabında Dr Yılmaz Arguden de bizlere çeşitli önerilerde bulunuyor; -Bir kurumun itibarını oluşturan en önemli unsur müşteri tatmininin yüksek olmasıdır. Bu nedenle itibar kazanmak için en öncelikli adım ürün ve hizmet kalitesinin sürekli geliştirilmesi için çaba göstermektir. -İçte ve dışta verilen sözlerden dönmemek, sektörde bilgi ve danışma kaynağı olarak algılanmak da itibar artırmaya yardımcı olur. -Hata yapıldığında bunu kabullenip çözüm üretmek, toplumun güvenini kazanmak için gerekli bir yaklaşımdır. -Çalışanlara ve paydaşlara misyon doğrultusunda heyecan kazandırabilmenin de itibarı artırıcı bir etkisi vardır. -Üst yönetimin iç ve dış çevreyle etkileşimde bizzat bulunması ve kişiliği ile kurumsal kimliğin tutarlılığı itibar kazanmada fayda sağlar. Nitekim kurumların değerlerini şekillendiren kurucu girişimciler genellikle kurumda kendi değerlerini yansıttıkları için bu tutarlılığı daha kolay yakalarlar. -İletişimde kullanılan mesajların rakamlarla tutarlı olmasının ötesinde mantıksal bir çerçeveye, modele oturtulması da güven unsurunu artırıcı bir etki yapar. “İtibar Yönetimi” konusunda dünyanın en önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Charles Fombrun; “İtibar firmalara finansal bir getiri sağlar mı?” sorusuna “Kesinlikle evet” diyerek yanıt veriyor. Büyümeden nakit akışına, piyasa değerinden aktiflerin getirisine pek çok finansal göstergenin itibardan olumlu etkilendiğini söylüyor. Fombrun, şirketlerin itibar düzeylerini belirlemek için “İtibar Katsayısı” (RQ- Reputation Quotient) adını verdiği bir yöntem kullanıyor. Bu yöntem, aynı zamanda itibar ve finansal getiri arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için de son derece elverişli. Bu yöntemin işleyişi zaten ilgili kaynaklarda var, uzun uzun bahsetmeyeceğim ancak şöyle çarpıcı bir örnek vermek istiyorum. Fortune dergisinin yaptığı “Most Admired Companies” araştırmasının 1983-1997 yılları arasındaki sonuçları üzerinde bilimsel bir araştırma yapan bir başka araştırma grubunun buldukları da son derece çarpıcı. Bu araştırmacı grubu, itibardaki 1 puanlık farkın 500 milyon dolarlık piyasa değerine karşılık geldiğini saptadı. Son söz bizim iç dinamiklerimizden gelsin, hem de yüzyıllar öncesinden, Mevlana’dan; “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.” İtibar kazanma bundan iyi özetlenemez bence… Bu haber 734 defa okunmuştur.
|
GALERİ |
||||||||
|
AKILveZEKA.com BiYMED'e aittir. İzin alınmaksızın bir başka sitede yayınlanması yasaktır.
|
||||||||||