| ||||||||||
| ||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
Herkesi bu onuru yaşamaya çağırıyorum
25 Temmuz 2008, 12:04 Dünya üzerinde "taarruz değil, ölme emri" alabilen tek ordu karşısında, teknolojinin nasıl önemini yitirdiğini, ancak böylesine bir destan öğretebilir bizlere. Bu destan; bizlere daha neler öğretmez ki... Yokluğun, yoksulluğun en dibindeyken, dört bir yandan kuşatılmış, köylerde erkek kalmamışken, metrekareye 6 bin mermi düşüyorken... 8 milyon toplam nüfustan 230 binini Çanakkale'ye gömüp, sancağı yine de düşmana teslim etmemek... Tam 230 bin kahraman Türk'ün, vatan sevgisi dolu kalbini, tonluk toplara, delip geçen mermilere siper edebilmesi... Günü yalnızca bir somun ekmekle geçirip, 240 kiloluk topu sırtlayabilen Seyit Onbaşı... Ölüm emrine gözünü kırpmadan yürüyen 57. Alay... 3 bin İngiliz askerine karşı, emrindeki 66 askeriyle 48 saat yılmadan çarpışan Yahya Çavuş... Geri dönüp annesine kavuşabilsin diye düşmanın yarasına gömleğini sargı yaparak yaşatmaya çalışan Mehmetçik... Erkek kılığına girip meydan muharebelerinde çarpışan kadınlar... Bağrına süngü saplanmış oğlunu ağaç gölgesinde bırakarak, daha hafif yaralıları iyileştirip tekrar orduya kazandırmak için çırpınan doktor... Çatışmanın orta yerinde, yaralı düşmanını kucaklayıp birliğine teslim eden Mehmetçik... Nice meçhul kahramanlar... Ve üstün komutanlığında kazanılan zaferin ardından şu sözleriyle tüm insanlığa ders veren; düşmanına karşı bu duyguları taşıyan dünyadaki tek lider: "Bu memleket toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar, burada bir dost vatanının toprağındasınız, huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını savaşa yollayan analar, göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızda, huzur içindedirler ve huzur içinde uyuyacaklardır. Onlar bu topraklar üzerinde canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır." Mustafa Kemal Atatürk, 1934 İşte böylesine onurlu bir mücadelenin kahramanlarının torunlarıyız biz. Böylesine asil bir ölümün yaşattıklarıyız biz... Tarihe "Çanakkale geçilmez." yazdırmak için, hiç tereddüt etmeden kanını mürekkep yapanların şerefiyiz... Bu 23 Nisan'da 1915'i yaşadım. Korkusuz, isimsiz, kefensiz yatan on binleri ziyaret ettim. Yerinde görmek, hissetmek bir başka büyülüyor. Ve günümüzün bazı değerlerini yeniden sorgulamaya itiyor insanı. Günlük telaşlar içinde görmezden geldiğimiz, unuttuğumuz ama içimizde saklı duran "değerleri" yeniden canlandırıyor. Gelibolu'ya yolculuk; "ben merkezli" dünyamızdan çok uzaklardaki bir başka dünyaya yolculuk demek... Moda - marka yarışlarının, satın alarak tatmin olma hırsının uyuşturduğu zihinlerimize, taptaze bir gün ışığı doğması demek. Her şeyin bu kadar kolay ulaşılabilir ve dolayısıyla kolay harcanabilir olmasıyla yitirmeye başladığımız duyarlılıklarımızı yeniden canlandırmak demek. En zor koşullarda da başarabileceğimizi görmek demek. Dışı renkli içi boş, ithal zevklerin peşinde koşmayı bırakıp kendimize dönmek; kendimize güvenmek demek. Hangi mirasın üzerinde yaşadığımızı özümsemek demek. Rehavetten uyanmak demek. Siz de üstünüzde bir rehavet; her şey tamamsa da yine de bir eksiklik hissediyorsanız, Gelibolu'ya yolculuk yapın. Emin olun, çok iyi gelecek... |
|||||||||
|
|
|
|
| Başarı Rotamızı Çizmek04 Ocak 2010 | |
AKILveZEKA.com BiYMED'e aittir. İzin alınmaksızın bir başka sitede yayınlanması yasaktır.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu